Sayfalar

15 Haziran 2010

Silikozis...

Öncelikle şunu hemen belirteyim ki bu yazıda temelde ‘Hadi arkadaşlar taşlanmış kotları protesto ediyoruz! Almıyoruz! Aldırmıyoruz!’ gibi bir mesaj vermeye çalışmıyorum. Böyle bir kampanya amacına ulaşsa ve taşlanmış kotları ortadan kaldırsa bile temelde yatan soruna hiç bir çözüm getirmeyeceğini düşünmekteyim.

Yaklaşık bir hafta önce Milliyet Gazetesi yazarı Ece Temelkuran’ın bir köşe yazısını paylaşmış ve kot işçilerinin başbakan Recep Bey’e ‘Siz de işçi öldürmeyi iyi bilirsiniz’ şeklindeki serzenişini ve de geçtiğimiz günlerde yaşanan Zonguldak olayı ile değişen hiçbir şeyin olmadığını söylemek istemiştim. Aslında, kot taşlama işleminde çoğu sigortasız olarak merdiven altı çalışan işçilerin halinin ne Tuzla’da tershanelerde çalışan ne de Zonguldak’ta maden ocaklarında çalışan işçilerden bir farkı var. Hepsinin sorunları ayrı gibi gözükse de temelde yatan sorunları Türkiye’de işçi olmak..

Ben ilk yazımın da izinden giderek kot kumlama işinde çalışan işçilerden devam etmek istiyorum. Zaten ilk yazıyı da okuduysanız bu insanların başına gelen hastalık Silikozis. Tıpçası; “Silikozis, kristal silika inhalasyonu sonucu gelişen diffüz interstisiyel fibronodüler akciğer hastalığıdır.” Türkçe meali ise giydiğimiz eskitilmiş kotların o hale gelmesi için kotlara kumlama işlemi yapılmakta, bu işlem de basınçlı hava ile kum partiküllerinin kumaşa püskürtülmesi ile yapılmaktadır. Zurnanın zart dediği nokta da burası işte. Yeterli güvenlik önlemlerini almayan, çalıştırdığı işçinin sağlığını umursamayan işveren ve işçisinin sağlığını umursamayan işvereni umursamayan bir devlet bileşimi buna ek olarak da duyarlılık seviyesi düşük bir sivil toplum eklenince silikozis hastalığının Türkiye’de hızla yayılmaması için bir sebep kalmıyor.

Ne yapılabilir derseniz? Gene tıp bize şöyle demektedir: “Silikozis, genel anlamda pnömokonyozis önlenebilir fakat küratif olarak tedavi edilemeyen çevresel ve/veya mesleksel bir hastalıktır. Silikozis; bir kez geliştikten sonra, hasta bir daha sağlığına kavuşamamakta, bazen ölümcül olabilmektedir. Bu nedenle hastalığın gelişiminin önlenmesine yönelik çalışmalar önemlidir.” Yani, bu hastalık hiç başlamadan önlenmeli ve bu da mümkün! Nasıl mı? Bir çok gelişmiş ülkede kullanıldığı üzere özel kıyafetlerle ve kapalı alanlarda yapılmak üzere işlem sırasında oluşan hava bileşiminin doğrudan solunmasını önleyerek bu hastalık da önlenebilir.

Sağlık bakanlığı kum, silis tozu veya silika kristalleri içeren herhangi bir madde kullanımını yasakladı, ayrıca 2010 itibariyle silikozis hastaları sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanma hakkına da sahip oldu ama sorun hala güncel. İclal Aydın’ın Vatan Gazetesi’ndeki yazısına bakarsak işçi korucu olmakla kumlama işçisi olmak arasında yaman bir ikilemde kalmış. Hala 400-500 lira gelire ihtiyacı olan insanlar gizli saklı, sigortasız bu işlerde çalışmaya mecbur. Eskitilmiş kotlar ortadan kalksa dahi sistem bu çeşit nice yaman çelişkiler üretmeye hazır. Bunun bir çok ekonomik ve sosyolojik sebepleri var.

Bu yüzden bence en mantıklısı kumlanmış kota hayır demektense bu işlem için en sağlıklı koşulların sağlanmasını zorunlu hale getirecek bir devlet mekanizması. Peki bunun için ne olması lazım? Devletin öncelikle büyük kot markalarını sıkıştırması, rahatsız etmesi lazım. Fakat heralde güzel güzel öldüler diyen bir zihniyet değil gerçek anlamda sosyal bir devlet sermayenin büyük markalarını sıkıştırabilecek cesarete sahip olabilir. Belki silikozis için atılacak böyle bir adım başka alanlara da örnek teşkil edebilir..

Daha fazla bilgi ve kaynak için:

http://www.kotiscileri.org/kategori/anasayfa

http://www.kotiscileri.org/s/273/i/brosur.pdf

http://www.korhek.org/khb/khb_006_05-395.pdf

http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?Newsid=305783&Categoryid=4&wid=10

http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?Newsid=285646&Categoryid=4&wid=10

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder