Sayfalar

28 Ağustos 2010

Yanılgı

Yanında bir kadeh vardır bazen. Onunla dertleşirsin. Anlatırsın. Uzun uzun. Bir cevap bekler gibi sorarsın ama bilirsin, yalnız olduğunu. İçinde ne olduğu değildir mesele. İçindeki içine akınca daha sıkı dost olursun. Seni ondan iyi kimse anlamaz sanırsın. O an bir tek sen varsındır. Dünyada bir tek sen, bir kadehle dertleşen. Yanılırsın.

Kadehin içindekine meze dahi olmaya yetmez dertlerin. Aşk, iş, dost acısının alası sende var sanırsın. Kimse seni anlamaz. O’ndan başka. Ama bir şartla. Doldurmazsan yine yalnızlaşırsın. Kadehin içindeki berrak bir deniz gibi çeker tüm sıkıntını. İltihabını alır ruhunun. Damarlarında dolaşmasına gerek kalmadan bazen. Ama çoğu zaman geçsin istersin. Geçsin ki bir an olsun unutabilesin. Öyle sanırsın. Yanılırsın. Unutmayı unutturur sana. Mıhlar beynine. İstediğin de budur aslında. Gözün arkada kaçmak üzüntülerinden, ayrılmak istemezcesine.

Saygı duyarsın, seni bilgece dinlediği için. Şaşırırsın. Ve beklersin ne söyleyecek diye. Duymaya çalışırsın, duyamazsın. Her an duyduğunu zannedersin. Fakat yoktur bir farkı öteki anlarından. Bile bile kandırırsın kendini. İnsan olduğunu hatırlarsın. Hem de en basitinden. Yüzleşmek zor gelir. Yüklenirsin mazlum kadehe. Onu besledikçe karşılığını istersin. Yanılırsın. Göre göre yanılmak bir tebessüm kondurur dudaklarına. O an bilinçsizce bakarsın etrafa. Dünya sadece senin etrafında dönmeye devam eder. Sen durmasını bilinçsizce isteyene dek.

Sonuna yaklaşırken geçirirsin içinden. Vay be dersin işte böyle..İşte böyle geçmiş başımdan. Acılarla falan olgunlaştığını düşünürsün. Senden dertlisi yoktur o an. Ya da senden daha üzgünü. Yaşamadığın yaşanmışlıklara atıf yaparsın. Son kadehi yuvarlarken, farkındasındır kendini aldattığının. İçin acır. Nefret edersin. Yönü olmayan bir nefrettir seni şişiren. Kendine yine gelemezsin. Kandırılmaktan zevk alırsın. Artık elinden gelen sadece yeni bir kadeh istemektir. Çünkü bilirsin, eskisi artık seni terk etmiştir.

Olduğun gibi görünemezsin, hafif kalır; göründüğün gibi olamazsın, ağır gelir. Arada gider gelirsin. Samimiyetindir durduğun yeri belirleyen. Samimiyetin ne olduğunu o kadehle baş başa geçirdiğin vakitlerde anlarsın. Izdırabından kurtulmanın, en az mümkün olduğu kadar imkansız olduğunu kavradığın acı bir noktadır zamanda. Zira, iliklerine kadar hissedersin, kim olduğunu. Daha doğrusu olmadığını.

Sahte bir gülücük çakarsın semaya. Kalabalık bir sessizliktir fonda çalan. Nakaratı hep aynı. Sen ve bir türlü yüzleşemediğin sen. Yüzleştiğini sandığın ama her defasında yanılan sen. Bir boşluk akar önünden ve kapılmak istersin azgınca. Kapılamazsın. Tutmaz seni, kusar. Bozulursun. Elinden bir şey gelmez. Avucunda kalan, sıkıntı damlacıklarıdır. Zira ne yerdesindir, ne gökte.

Yıllar, dostlukları pekiştirir sanırsın. Ta ki samimiyet, yılların gölgesinde görünmez olana kadar. Aynı hatayı ‘Zaman her şeyin ilacı’ diyenlere inandığında da yapmıştın. Ama uslanmazsın. Uslanırsan eğer sonun olur. Zira hayat o hatayı yapmanı bekler, sen de bilirsin. Zaman değildir ilacı. Arada sırada çakır keyif olmak, o kadar. Unutmadan ama umursamadan nefes almak. Müptelası olduğunda, anlamsızlaştığını hatırlayarak.

Yalnızlık mı? Senden yalnızı yoktur diye düşünürsün tekrar. Kuru bir kalabalıktır, geçip gider etrafındakiler. Geçip gitmemesini istemen manasızdır, içlerinden biri kalmayı istemedikçe. Gerçeğe sahip olmak ürkütür seni. Taşımak zor gelir çoğu zaman. Seni senden başka kimse bilmez, bilemez ama zaten sen de bilmesinler istersin. Mesele de bu değil mi? İçindeki seni, senden başka kimsenin görmemesi. Mümkünse kendinin bile…

3 Ağustos 2010

Birileri Bizi Kışkırtıyor!

Geçen hafta Hatay'ın Dörtyol ilçesinde 4 polis memurunun öldürülmesi sonrasında ilçede yaşayan Kürtlere karşı saldırılar gerçekleştirildi. BDP binası yakıldı ve Kürtlere ait işyerlerine zarar verildi. Yine benzer bir olay da İnegöl'de meydana geldi. Esnaf kavgası olarak başlayan olaylar çatışmaya dönüştü. Bölgede yaşayan Kürtlere karşı saldırılar gerçekleştirildi.
İçişleri Bakanı Beşir Atalay İnegöl'de yaşanan olayları" ...olayın siyasi bir yönü yok. Şoförler kavga etti,amigolar tahrik etti." şeklinde değerlendirdi. Yani Atalay yaşanan saldırıların etnik bir çatışma niteliğinde olmadığını, aksine olayların amigoların tahriki sonucunda olduğunu vurguluyor. Hükümetin "Kürt Açılımı","Demokrasi Açılımı", "Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi" gibi farklı isimlerle başlattığı açılım sürecinden bu yana bir yıl geçti. Atalay'ın "açılım" süreci olarak geçen bu bir yılın ardından meydana gelen olayları "amigo tahriki" olarak yorumlaması aslında gayet manidar.Çünkü "açılım süreci gayet iyibir şekilde yürütülüyor, bu konuda herhangi bir başarısızlık söz konusu olamaz!" Fakat birileri bu durumu sabote etmek istiyor! Kışkırtıyor! Tabii bir de 12 Eylül'de yapılacak olan referandum öncesinde toplumsal kargaşa yaratılabileceğine yönelik açıklamaları AKP yetkililerince dile getirilmişti.
AKP yetkililerince dile getirilen iddiaların doğruluk payı olmadığını söylemiyorum. Benim burada itirazım; ne zaman bir etnik veya sekter bir çatışma çıksa, hemen bir sahte kardeşlik,hoşgörü ve aslında birileri bizi birbirimize düşürtüyor temalarının ön plana çıkartılmasına. Eğer bu saldırılar konjonktürel olarak yaşanmış olsaydı, belki o zaman Bakan'a hak verebilirdik.Ama benzeri olaylara 1934 Trakya ve 1955 6-7 Eylül Olayları'nda , 1978 Kahramanmaraş ve 1993'te Sivas Katliamları'nda da tanık olduk. Ayrıca son yıllarda Ege Bölgesi'nde ve Mersin'de Kürtlere karşı gelişen saldırgan tavırlara bakıldığında linç kültürünün geçmişten günümüze bir devamlılık arz ettiğini görüyoruz. Ayrıca, bu tür saldırıların yakın bir gelecekte tekrar gerçekleşmeyeceğini rahatça söyleyebilir miyiz? Bu minvalde; Bursa Valisi Şerafettin Harput'un " olayları çıkartan insanlar vatanını,milletini seven insanlar" demesi kanımızı donduran cinsten bir açıklama. Yine aynı şekilde Dörtyol İlçe Emniyet Müdürü Mustafa Yavuzyolcu'nun Kürtlere ve ilçeyi ziyaret etmeye gelen BDP heyetine saldırmak isteyen kitleye yönelik olarak; saldırganların başını okşayarak,biz size zarar gelmesin diye burada uğraşıyoruz,hadi dağılın demesini nasıl yorumlamalı?
MHP ve CHP son bir yılda ölen asker sayısındaki artışın AKP'nin "açılım" politikasının sonucu olduğunu vurguluyorlar.(Bu söylemin özellikle kendisi de Dersimli olan Kemal Kılıçdaroğlu tarafından dile getirilmesi içler acısı!)Bu strateji ile AKP'nin terör örgütüne karşı kullandığı pasif politikalarla onu güçlendirdiği söylemiyle AKP'nin içindeki milliyetçilerin oylarını kazanmak istiyorlar. Bu strateji ile milliyetçi kitlelere " öz diyarında garipsin, öz vatanında parya" hissiyatını aşılamaya çalışıyorlar.Mesela;"Kürtler artık her şeyi eline alıyor. Böyle giderse Türkler azınlık olacak.Bir zamanlar Türkler varmış diyecekler."sözlerini söyleyen AKP Kırıkkale Milletvekili Vahit Erdem farklı bir partiden de olsa aynı manteliteyi yansıtıyor. CHPve MHP'nin tutumları aynı zamanda resmi ideolojinin en temel söylemini de dile getiriyor:"Türkiye Türklerindir." Bursa Valisi'nin ve Dörtyol Emniyet Müdürü'nün saldırganları vatansever ve korunması gereken insanlar olarak tanımlaması da bu durumu gözler önüne seriyor. Tabii bu konuda milliyetçi,saldırgan ve savaş yanlısı bir söyleme sahip olan basın ve medya kuruluşlarının etkisini de gözardı etmemek gerekiyor.
Artık sahte kardeşik ve birliktelik masallarını bırakıp,geçmişte ve günümüzde yaşanan ayrımcılıklarla,haksızlıklarla ve katliamlarla yüzleşmenin zamanı geldi. Türkiye'de yaşayan farklı etnik ve dini kökenden insanların veya gurupların varlığının devlet tarafından samimi bir şekilde kabul edilmesi gerekiyor. Daha açık bir deyimle,ülkenin "gerçek sahiplerinin"sadece Türkler(ve Hanefiler) olduğu zihniyeti terk edilmelidir. Develtin itibarının,güvenliğinin ve bekasının değil, ancak bireyin güvenliğinin,huzurunun,refahının,hak ve özgürlüklerinin öncelikli olduğu bir düzende barışın tezahür edilebileceğini düşünüyorum.